Çocukların Davranışları Sadece İki Renk midir?

Çocukların Davranışları Sadece İki Renk midir?

“Bir masa, üzerinde de iki tane kova var. Kovaların birinde sıcak su, diğerinde soğuk su var. Sizden bir elinizi sıcak su dolu kovaya diğerini de soğuk su dolu kovaya sokmanız isteniyor, yaklaşık bir dakika boyunca elleriniz bu kovaların içinde kalıyor. Bu arada masanın üzerine 3. bir kova getiriliyor ve iki elinizi birden çıkarıp 3. su dolu kovaya sokmanız isteniyor. Peki, iki elinizi birden soktuğunuz bu yeni kovadaki su, sıcak mı soğuk mu?”

Ne dersiniz?

Sıcak su kovasından çıkan eliniz için yeni durum soğukken, soğuk su kovasından çıkan eliniz için de yeni durum sıcaktır. Oysa 3.kovadaki su, ılık bir sudur…

Bir beden tam ve bütün olarak o masanın başında dururken, elleri farklı süreçlerden geçip son noktada aynı yerde buluştuğunda biz o ellerin ikisinden de aynı hissi, aynı tepkiyi bekleyebilir miyiz?

Cevapları duyar gibiyim, “Yaşanılan süreç farklı olduğu için sonuçta hissedilen durum, verilen tepki farklı olabilir, eee bu çok normal zaten…”

Peki, gelin bu hikayeyi hep birlikte çocukların dünyalarına taşıyalım…

İster öğretmen olun, ister ebeveyn olun, ister amca ister teyze fark etmez. Çocuklarla etkileşim halinde olan yetişkinler olarak çocukların düşünceleri, hisleri, davranışları karşısında verdiğimiz tepkiler genelde ne yönde oluyor?

Karşımızdaki çocuğun bulunduğu konumu, geçmiş yaşantılarını, duygularını, ihtiyaçlarını görmeye, anlamaya çalışıyor muyuz? Yoksa gördüğümüz ve anlamaya çalıştığımız karşımızdaki çocuktan ziyade kendi “ben”imiz, doğrularımız, beklentilerimiz mi sadece?

……

“Ödev falan yaptığı yok, bu çocuk oyundan başka hiçbir şey düşünmüyor… Ergenliğe girdi ya, asilikte sınır tanımıyor… Öğrenmesinde bir gerilik olabilir, sınıfta herkes parmak kaldırırken o hep sus pus oturuyor… Çocuğum asosyal, arkadaşlarını eve hiç davet etmiyor… Bu çocuk da her şeye öfkeleniyor, saldırıyor, kime çektiyse… Çocuğunuz hiperaktif, çok hareketli ve kimseye rahat vermiyor…”  

Herhangi bir zamanda herhangi bir yerde çocukların bu tür yorum, yargı, değerlendirme içeren ifadelere maruz kaldığını düşünecek olursak iki noktaya yakından bakmakta fayda var;

Birincisi; çocukların, soğuk ya da sıcak suya temas edip etmediğine bakmaksızın ılık suyla temas ettiklerinde hepsinin aynı davranışta bulunmasını, aynı hissi yaşamasını bekleyebiliyoruz. “Ödev yapsın, uysal olsun, derslerde parmak kaldırsın, sosyalleşsin, asi olmasın, sakin/kendi halinde olsun… Oysa yukarıdaki hikayeyi hatırlayalım; farklı süreçlerden geçmek farklı sonuçları doğurabiliyordu…

Çocuklar farklı sosyo-ekonomik, kültürel koşullardan, farklı mizaç özelliklerinden, farklı tutumlara sahip ailelerden gelirler ve her birinin yaşam alanındaki sular birbirinden çok farklıdır, -aynı biz yetişkinlerin yaşam alanındaki suların birbirinden çok farklı olduğu gibi-. Gün gelip de aynı sularda buluşma zamanı geldiğinde her çocuk kendi yaşam suyundan bir parçayı yanında getirir. Ve ister ki; bu hayatta karşılaştığı kişiler onun yaşam suyunu tanısın. Çünkü yaşam sularımız birbirine katıldığında, birbiriyle tanıştığında biz bir arada, kabul içinde yaşayabiliriz.

İkincisi ise; “ya hep ya hiç” anlayışı ile çocukların davranışlarıyla ilgili kesin yargılara varabiliyoruz. Oysaki; bir çocuk “hep öfkeli” olamaz ya da bir çocuk “hep asi” davranamaz ya da bir çocuğun “oyundan başka hiçbir şey düşünmediği zaman” olamaz. Tüm bunların bir de öteki tarafı vardır: Evet, bir çocuk çoğu zaman öfkeli olabilir, öfkeli olmadığı zamanlarda da başka duygular yaşar; bir çocuk çoğu zaman kurallara karşı geldiği davranışlar sergileyebilir, bunun aksine kurallara uyduğu zamanlar da olur; bir çocuk çoğunlukla oyun oynamak isteyebilir, oyun oynamadığı zamanlarda diğer sorumluluklarını yerine getirdiği de olur.

Ya siyahtır ya beyaz, ortası olamaz, şeklindeki yaklaşımlar kesin yargılar içerdiğinden çatışmayı, kırılganlığı beraberinde getirir. Siyahı ve beyazı birbirine katıp kardığımızda oluşan gri ise farklılıkları içerdiğinden uzlaşmayı, esnekliği beraberinde getirir.

Son söz olarak;  “Bu dünyada ‘ne hislerin ne düşüncelerin ne de ihtiyaçların’ tek bir kişiye ait olmadığını; karşımızdaki kişinin de yaşadıkları karşısında ‘hissedebilir, düşünebilir, ihtiyaçları’ olan bir canlı olduğunu hatırımızda tutmakta fayda var.” Hatırımızda tutalım ki; yaşam alanlarında farklı suya temas etmiş çocuklar aynı suya girdiğinde onlardan aynı davranışları aynı hisleri beklemeyelim. Hatırımızda tutalım ki; ya hep ya hiç, ya siyah ya beyaz demeyi bir kenara bırakıp grinin tonlarında esnekliği, uzlaşmayı yakalayalım…


Yazan: Gizem Gül Taşçı

Ne söylemek istersiniz?