Duygular Öğrenmeyi Nasıl Güçlendirir?

Duygular Öğrenmeyi Nasıl Güçlendirir?

Birkaç soruyla başlayalım…

Hiç aklınızdan silinmeyen pozitif bir anıyı düşünün. Neler yaşadınız? Kimler vardı? Neredeydiniz? Bu soruların yüzde doksanını hatırlıyorsanız o anıyı aklınızda tutun. Bizim için önemli…

Şimdi o durumda yoğunluklu olarak hangi duyguları yaşadığınızı düşünün?

Eminim heyecan, mutluluk, umut, huzur* vb. temel pozitif duygulardan  bir ya da birkaç tanesi vardır. Bu anıyı çağırmamızın sebebi veya diğer anılara göre bizde daha kalıcı bir hal alması aslında tamamen beynimiz ve onun kalıcı öğrenme mekanizmasıyla ilişkili.

Toronto Üniversitesi psikoloji profesörü Rebeca Todd,  duyguların öğrenme üzerindeki etkileriyle ilgili olarak yaptığı araştırmaların sonuçlarını şu ifadelerle vurgulamış:

“Yaptığımız araştırmalarda, duygusal olarak uyarıcı şeyleri daha sıradan şeylere göre daha net gördüğümüzü keşfettik. Dahası bir şeyi ilk başta ne kadar canlı algıladığımız veya yaşadığımız onu daha sonra ne kadar canlı hatırlayacağımızı öngörür. Buna “duygusal olarak güçlendirilmiş canlılık” deriz ve bir flaş ampulünün flaşı gibi hafızaya kaydedilen bir olayı aydınlatır. Sonuç olarak duygusal uyarılmanın hafızayı güçlendirdiğini keşfettik. Beyin bir deneyimin duygusal bileşenlerini diğer her unsurdan daha iyi hatırlar.”

Öğrenmeye Duyguları Katmak… 

Platon’un yıllar önce söylediği bir cümle “Öğrenmenin temelinde duygusallık hâkimdir..

Platon bu savunuyu yaparken tabi ki elinde beyin ve onun öğrenme mekanizmasıyla ilgili bu kadar derinlemesine bilgi yoktu. Fakat bundan yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce öğrenme adına gözlemlediği şey aslında şu an sinir biliminin, beynin öğrenme sistemi adına ortaya koyduklarıyla bire bir halde örtüşüyor.

Peki, öğrenmeyi nasıl daha yoğun olarak duygularla ilişkilendirebiliriz? Sanırım asıl sormamız gereken soru bu…

Öncelikle iki sınıf ortamı düşünelim. Birincisinde geleneksel sıra düzeninde öğrencinin tahtada dersin konusunu anlatan öğretmeni dinlediği, sadece eğitimin edilgen bir öznesi olduğu durum.

Diğeri ise öğrencilerin sınıfta sürekli aktif, akran etkileşimin yoğun olduğu, derslerin yaşamla ilişkilendirildiği, çocuğun ihtiyaç ve doğasına uygun olduğu durum….

Hangi öğrenme ortamı daha çok pozitif duygunun ortaya çıkmasına zemin hazırlar?

Sanırım hepimizin cevabı net belli…

O zaman hemen bu cevabın akabinde başka önemli bir soruyla karşılaşıyoruz.

“Duyguların hangi yollarla daha çok ortaya çıkmasını sağlayabiliriz?”

Daha Çok Yaşantıya Dayalı Öğrenme

Eğer öğrenmeyi daha çok yaşantısal bir şekilde, çocuğun içinde hem zihinsel hem de bedensel olarak devinim halinde olacağı bir biçime getirirsek çocuk bu öğrenme sürecinin içerisinde daha fazla derinlemesine duygu yaşayabilir.

Eğer çocukların hiçbir etkileşimde bulunmadan bütün gün boyunca sıralarında oturarak öğrenmelerini bekliyorsanız., Derinlemesine bir duygunun ortaya çıkmasına zemin yaratmıyorsunuz demektir.

Bundan dolayı, öğrenme sürecini özellikle çocukların pozitif duyguları daha fazla deneyimleyebilecekleri bir hale dönüştürmeye ihtiyacımız var. Bu da daha çok sosyal etkileşimin, derslerin yaşamla örtüşen haliyle daha çok çocuğun doğasına uygun olduğu süreçlerde yaratılabilir.  

Duygular ancak gerçek yaşam veya ona çok yakın ortamlarda tetiklenir veya ortaya çıkar. Onun için çocukların daha fazla duyguyu yaratmalarını tetikleyen öğrenme ortamları hazırlamamız gerekir.

Kurgusal Temelli Dersler

Yaşam bir hikâyeler bütünüdür ve hikayelerimizin hepsini bizde yarattığı duygularla birlikte yaşarız. Özellikle uzun zamanıdır çocuklarda (keza yetişkinlerde de aynı şekilde) gözlemlediğim; eğer siz öğrenme yaşantılarınızı bir kurgunun, bir hikâyenin içerisinde yaşatıyorsanız o kadar fazla oradan duygu yoğunluğu oluştuğu için çocuklar dersin içerisinde oluyorlar ve içinde bulundukları süreçten aldıkları öğrenme o kadar kalıcı hal geliyor.

Özellikle yaratıcı drama gibi hem çocuklara kurgusal dünyada güvenli deneyim yaşatacak, daha fazla duyguyu öne çıkaracak ve öğrenmeyi bu anlamda destekleyecek yöntemlere sınıflarımızda daha çok yer verebiliriz…

Duygular insani, yani insanla ilgilidir, insanın doğasında vardır. Bundan dolayı öğrenmeyi konuşurken aslında çocuğun, insanın doğasını daha fazla konuşmaya, daha fazla ele almaya ihtiyacımız var. Eğer çocuklarımızın zihninde Rebeca Todd’un tarif ettiği gibi duygusal olarak güçlendirilmiş canlılık yoluyla öğrenmeler oluşturmak istiyorsak… Çocukları sınıflarımızda daha çok duygularıyla birlikte kabul edelim. Sıradan, soğuk bir öğrenme makinesi olarak değil…


Kaynakça:

Madina, J. (2013). Beynin Kuralları. Kuzey Yayınları: İstanbul

*Wilner, J. (2011). The Top 10 Positive Emotions. Psych Central. Retrieved on November 27, 2017, from https://blogs.psychcentral.com/positive-psychology/2011/03/the-top-10-positive-emotions/

Barış Sarısoy /twitter: @barissrsy

YÖM Akademik Koordinatörü 

Author

Barış Sarısoy
Akademik Koordinatör & Eğitmen

Ne söylemek istersiniz?