Hikaye Anlatma Güdüsü

Hikaye Anlatma Güdüsü

Yenilikçi Öğrenme Merkezi’nin “Okulu Dönüştüren Liderlik” Eğitiminde bir yarım gün Özyeğin Üniversitesi’nden Davranış Bilimci Emre Soyer* ile birlikteydik. Soyer, eğitimin bir kısmında bize bir animasyon gösterdi. Animasyonda bir üçgen geliyor, daireyi itekliyor ve ekrandan kayboluyor. Bu animasyonu yorumlayın dediğinde katılımcılardan birbirinden o kadar farklı hikayeler geldi ki bir süre sonra hepimiz hangi hikayenin gerçekle örtüştüğünü merak etmeye başladık. Acaba bizim hikayemiz mi doğruydu, yoksa diğerlerininki mi?

Emre Soyer sonunda gerçeği açıkladı. Bu animasyonda bir şey olduğu yoktu. Sadece bir üçgen bir daireyi itekliyordu, hepsi bu. Gerçekle, kastedilen aynı şeydi. Beynimizin otomatik kısmı bu hikayeleştirmeyi her dakika her saniye yapıyordu. İşte Emre Soyer, bu otomatik davranışın yapılmaması gerektiğini savunuyor.

Bir öğrencinin başarısı ve başarısızlığı altında yatan sebeplerle ilgili de birçok hikaye yazılabilir ve biz öğretmenler genellikle duyduğumuz ilk hikayeye sorgulamadan inanırız. Oysa gerçek hayat öngörülemez olaylarla doludur ve bir hikaye uydurup ona inandığımızda o hikayenin kölesi olur ve gerçek potansiyeli gözden kaçırabiliriz.

Ken Robinson, “Yaratıcılık Aklın Sınırlarını Aşmak” kitabında şöyle der: “Çoğu insan için okuldan sonra hayat, öngörülemez olaylar ve fırsatlarla biçimlenir. Bu süreç ancak bir özgeçmiş yazmanız gerektiğinde anlam kazanabilir. O zaman da hikaye anlatma konusunda o karşı konulmaz insani güdü ortaya çıkar ve karışık, kendiliğinden ve şans eseri yaşanan bir süreç, ustalıkla oluşturulmuş, bilimsel bir yörüngede ilerleyen bir hayat yolu gibi okunur.”

Hepimiz hayat hikayemizi gün be gün kendimiz yazarız. Bunun en güzel örneğine yakın zamanda şahit oldum. Dün okulumuzda değerli yazar Adnan Binyazar’ı ağırladık. Lise öğrencilerimizle yaptığı söyleşinin her satırı büyük derslerle doluydu. Bir öğrencimiz sınav odaklı eğitim sistemimizin kendisini geliştirmesini engellediğini ve bu zorluğu nasıl aşabileceğini sorduğunda Binyazar, hayatından şöyle bir kesit paylaştı: 6 yaşında annesi ve babası boşanıyor ve bir şekilde sokakta kalıyor. Daha sonra bir aşçının yanında çalışmaya başlıyor. Daha önce bir akrabası harfleri öğretmiş ona, o da kendi çabasıyla okumayı söküyor ama kitap alacak parası yok.

Bir gün bir kitapçının camında uzun uzun bir kitabı seyrederken kitapçıda çalışan abla içeriden çıkıyor ve sohbet etmeye başlıyorlar. O zamanlar kitaplar, haftalık 2,5 kuruşa kiralanıyormuş ama onun o kadar bile parası yok. Derken abla, halinden anlayarak ücretsiz olarak ona kitabı veriyor. O gece kitabı, çalıştığı lokantanın yerine serdiği ot yatakta, camı kırık olan ve gazeteyle kapatılmış olan pencereden gelen esintiye rağmen ispirto ocağının ışında tam üç kere baştan sona okuyor. Ancak 14 yaşında okullu olabiliyor. Köy enstitüsü, ardından gazi eğitim enstitüsü ve seyri değişen başarılarla dolu bir hayat.

Adnan Binyazar’ın hayat hikayesini dinlediğinizde ve başarılı olmasının ardında yatan nedenleri araştırdığınızda “ama o” ile başlayan bir sürü hikaye kurgulayabilirsiniz.

  • Demek ki çok zekiymiş.
  • Erken yaşta insanın başına gelen felaketler onu daha güçlü kılar.
  • Köy enstitüsü farkı. Şimdi de köy enstitüleri olsa daha iyi olur.
  • Eskiden üniversiteyi kazanmak daha kolaydı.
  • Eskiden lise mezunları bile iş bulabiliyordu.
  • Eskiden üniversiteyi bitirir bitirmez atama yapılıyordu…….vb

Hikaye kurgulamayı bıraktığımızda ise başarının altında çok daha farklı dinamiklerin olduğunu görüyoruz: Çok denemek, keşke dememek, başarısızlıklarımızdan ders almak, reddedildiğimiz zaman yıkılmamak, eleştirilere çok takılmamak, geriye dönüp hayıflanmamak bunlardan bazıları.

Ve yaratıcılığın yeşermesi için bir miktar boşluk…

Yaratıcı Özgüven kitabında Tod ve David Kelley, muhteşem bir şey yapmak istiyorsanız yapmaya başlamamız gerektiğini söylüyorlar: “ Mükemmellik için çabalamak, yaratıcı sürecin ilk aşamalarında sizi yolunuzdan alıkoyabilir. Bütün o aşırı planlamalar, bütün o ertelemeler ve bütün o konuşmalar korktuğumuzun, kendimizi hazır hissetmediğimizin işaretleridir. “

Hangi proje, girişim, hedef ya da hayal kendi iç direncinizle engellendi diye bize sorsalar herhalde hepimiz upuzun bir liste yaparız.

Erteleme yerine direnci koyacağımız savaş çağrısı şöyle der: “Gerçekleşmesi için bugün ne yapabilirsin?”

Hikaye yazma, öngörme, sadece harekete geç!

Aysun Yağcı

http://www.guneslibirgun.com/

*Emre Soyer: http://www.emresoyer.com/

Author

Aysun Yağcı
Ayhan Aydın, “Eğitim Hikayedir” adlı kitabında eğitimi en çok benimsediğim haliyle şöyle tarif eder: "Eğitim, her şeyden önce empatik, farkındalık, duyarlık, sevecenlik, nezaket, hoş görü, anlayış ve sevgi gibi duygusal dönüşümleri kazandırma amacına dönük örüntülerden oluşmalıdır. Bu bağlamda hikaye insanların içinde yaşadıkları hayata ve kendilerine bakabilecekleri bir aynadır. Gerçekte hikayenin insanoğlunun bütün bilgeliğini, örtülü ya da açık hastalıklarını yansıtan gizemli bir gücü vardır. Bu nedenle eğitim, bir bakıma hikaye anlatma ve anlama sanatıdır." İşte bu yüzden eğitimle ilgili tüm yazılarım bir hikayeyle başlar.

Ne söylemek istersiniz?