MÜZİKAL PERFORMANSI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

MÜZİKAL PERFORMANSI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Çoğumuz, bir müzik enstrümanı çalmada başarılı olabilme ve bu başarının sürdürülebilirliği konusunda hangi etkenlerin etkili olduğu sorusuna farklı cevaplar verebiliriz. Örneğin bazılarımız yeteneğin ön planda olduğunu, bazılarımız çalışmaya ayrılan zamanın çok önemli olduğunu, bazılarımız ise enstrüman çalmaya erken yaşta başlamanın en önemli avantaj olduğunu düşünürüz. Ayrıca çevresel etkenlerin de yani içinde bulunulan ortamın müzikal değerleri de performansı yakından etkilemektedir. Saydığımız bu etkenlerin her birinin kendi içinde önemli olmasının yanında, tümünün birlikte var olduğu durumlarda yarattığı pozitif etkinin de varlığı yadsınamaz.

Müzik yeteneği, fizyolojik açıdan genetik bilimi, pedagojik açıdan ise çoklu zekâ kuramına kadar uzanan ve oldukça geniş bir yelpaze üzerinden tartışılan bir konudur.

Yetenek en genel anlamıyla bir beceriyi, bir şeyi anlama ve/veya yapabilme yetisi olarak değerlendirilebilir. Müzik yeteneği ise bireysel farklılıkların son derece önem kazandığı bir yetenek türüdür.

Müzik yeteneğinin tamamen kalıtımsal nitelik taşıdığı kanıtlanmamış olduğu gibi, kalıtımın hiç etkisinin olmadığı gibi bir yargıda da bulunmak mümkün değildir. Müzik tarihine bakıldığında, bestecilik ve yorumculuğun birçok ailenin mesleği gibi devam ettirildiği göze çarpsa da, kendilerinden başka hiçbir aile ferdinin müzisyen olmadığı besteci ve yorumcuların da olduğu gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Peki, müzik yeteneği nasıl ortaya çıkar, ya da hangi şartlar onun ortaya çıkmasında söz sahibidir? Var olan yetenek nasıl geliştirilir, müzik yeteneği üst düzey olan bir insan her türlü müzikal etkinlikte başarılı olabilir mi ya da her enstrümanı aynı başarıyla çalabilir mi? gibi birçok soruyla karşı karşıya kalabiliriz.

Müzik yeteneğinin gözle görülür biçimde kendini göstermesi ilk olarak okul öncesi, yani işlem öncesi dönemde gerçekleşir. Bu dönemde çocuk, çevresindeki müzikal seslere tepki gösterir, onları taklit etmeye çalışır ve çeşitli eşyaları birbirine vurarak ses üretir. Bu dönemde her ne kadar yeteneğin düzeyi için kayda değer bir kanıt elde etmek mümkün olmasa da gözlem yoluyla bir sonraki dönem için önemli ölçüde veri toplanabilir. Daha sonraki gelişim dönemlerinde, söz konusu öğrenciye yönelik gözlemler sonucunda ailenin desteği ve yönlendirmesi doğru öğretim teknikleri ve etkinliklerle buluştuğunda, var olan müzikal yeteneğin pozitif yönde gelişmesi de mümkün olacaktır. Çocuğun müziğe karşı olan yeteneği ister aile ister farklı bir kişi tarafından fark edilsin doğru süreç yönetimi için mutlaka alan uzmanından bu konuda destek alınmalıdır.

Diğer taraftan, çocuğu enstrüman öğrenmeye yönlendirme aşamasında ailelerin sık yaptığı hata, başlanacak enstrüman tercihini tamamen çocuğa bırakmak ya da bu seçim konusunda, kendi arzu ve isteklerini çocuğa empoze etmeye çalışmaktır. Ailelerin bu davranışı, kendi çocukluk yaşantılarının bir uzantısı olabilmekte, küçük yaşta yapmayı arzuladıkları ancak çeşitli nedenlerden dolayı yapamadıkları çoğu şeyde olduğu gibi, kendi çocuklarının var olan imkânlardan en iyi şekilde yararlanabilmesi için tüm değişkenleri detaylıca irdelemeden karar vermeye çalışmalarından ileri gelebilmektedir. Yani, çocuğun müzikle ilgisinin bir enstrüman eğitimi almaya yetecek düzeyde ve çeşitlilikte olup olmadığı araştırılmadan, bu konuda alan uzmanlarından destek almadan bu sürece başlanabilmektedir. Diğer taraftan, aileler kendi öğrencilik zamanlarında bu imkânı bulmuş ve kullanmış da olabilir, ancak burada da görülen olumsuzluk, söz konusu ailenin, yine çocuğunun ilgi ve beceri alanlarını anlamadan onun adına karar alabilme sürecine girmesidir.

Her iki durumda da, temel dayanağı genelde ailenin arzularına bağlı bu süreçte çocuk istemediği ya da henüz hazır olmadığı bir etkileşime maruz kalmakta ve başarılı olma potansiyeli olsa bile zamanlama ve yönlendirme hatası yüzünden müzikten uzaklaşabilmekte veya bu çalışmaları uzunca bir süre erteleyebilmektedir. Bu konuda ailenin yapması gereken en doğru davranış, çocuğun müzik eğitimi için en uygun zamanı ve enstrümanı alanın uzmanlarına danışmak ve bu doğrultuda hareket etmektir.

Ayrıca enstrüman eğitimi süresince, öğretmenle tam işbirliği yapılmalı ve ders dışındaki zamanlarda da çocuk ev ortamında küçük dinletiler yapması için teşvik edilmelidir.

Böylece, çalışmalarını başkalarına sunma ve takdir edilme şansını da yakalamış olacaktır.

Müzik eğitimi hangi ekol ya da yaklaşımla yapılırsa yapılsın, çocuk mutlaka bir enstrümanla aktif olarak müziksel etkileşim içine girecektir. Bu bazen sadece bir çift ritim çubuğuyla olacağı gibi bazen de bir el davulu ya da ksilofon ile meydana gelebilir. Hangi enstrümanı kullanırsa kullansın, şu unutulmamalıdır ki enstrüman, müzik eğitimi genel amacı içinde araçlardan biridir. Önemli olan ve üzerinde durulması gereken, enstrüman çalma yoluyla çocuğun müziksel sesleri tanıması, onları ritmik ve melodik açıdan sınıflandırabilmesi, ritmik ve melodik ögeleri doğru analiz edebilmesi ve -yaşına göre- müziği yorumlamasıdır. Özellikle yorumlama aşaması, çocuğun duyuşsal becerilerini de ortaya koyabileceği ve geliştirebileceği bir süreç olarak göze çarpmaktadır.

Enstrüman eğitimindeki bir diğer önemli unsur bu sürece başlama yaşıdır. Enstrüman eğitimine erken yaşlarda başlamak şüphesiz önemli bir unsurdur ancak zorunlu bir durum da değildir. Bu açıdan, müzik tarihine derinlemesine bakıldığında önemli sanatçıların müziğe oldukça küçük yaşlarda başladığı göze çarpmaktadır. Ancak, daha geç yaşlarda başlayıp son derece başarılı olan sanatçıların azımsanmayacak sayıda olduğu da unutulmamalıdır. Burada önemli olan, yaştan çok çalışma şekli, doğru enstrüman seçimi, çalışmalar sırasında yaşanan zorluklara yönelik yapılan doğru analiz ve bu analize göre üretilen çözümlerdir. Bir diğer önemli nokta da çalışmaya ayrılan sürenin verimli kullanımıdır. Özellikle çalışma şekli ve bu çalışmanın süresi, sıklığı gibi detayları öğretmen-çocuk-aile üçgeniyle etraflıca planlanmalı ve hem öğretmen hem de aile tarafından yakından takip edilmelidir.

Çocuk için doğru enstrümanı seçmek hayati önem taşımaktadır. Sadece aile ve öğretmen tarafından yapılan yönlendirmeler, çocuğun enstrümanı benimsememesine, yani iletişim kuramamasına dolayısıyla söz konusu enstrümanı çalmak istememesine yol açabilmektedir. Bu yüzden, enstrüman seçimi yapılırken çocuğun ilgi, beğeni ve söz konusu enstrümana olan fiziki uygunluğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu aşamada enstrümana başlama yaşı, bu seçimi yakından etkilemektedir. Altı yaş, genel olarak enstrüman seçiminde önemli bir zaman olarak değerlendirilir. Bu yaş itibariyle en çok tercih edilen iki enstrüman keman ve piyanodur. Her iki enstrümanın da kendine özgü avantaj ve dezavantajları vardır. Bu seçim sırasında, yukarıda bahsedilen kriterler göz önünde bulundurulmalı ve enstrüman seçimi buna göre yapılmalıdır. Örneğin keman, öğrencinin fiziksel yapısına göre farklı boyutlarda tercih edilebildiğinden önemli bir avantaja sahiptir. Diğer taraftan bir diğer çok tercih edilen dijital ya da akustik piyanoların tuşları standart büyüklükte olduğundan küçük el ve kısa parmaklara sahip öğrenciler tarafından çalınabilmesi biraz daha zor olabilmektedir.

Çocuklardaki bireysel farklılıklar çalışmaya ayrılan süreyi ve bu sürenin sonunda elde edilen kazanımları doğrudan etkilemektedir. Bir öğrenci, her gün enstrüman çalışarak belli bir seviyeye gelebilirken, aynı yaştaki başka bir öğrenci çok daha az çalışarak daha başarılı bir performans çizebilir. Bireysel farklılıktan kasıt sadece müzikal yetenek değil, bunun yanında çaldığı enstrümana olan ilgisi, genel olarak müziğe karşı olan tutumu ve çalışma sürecindeki algı durumu olarak değerlendirilebilir. Yukarıda da bahsedildiği gibi, çocuğun ilgisi hayati önem taşımaktadır. Ne kadar yetenekli olursa olsun ya da ne kadar erken yaşta başlarsa başlasın, çaldığı enstrümana ilgisi yoksa ya da düşük düzeydeyse kalıcı ve kayda değer bir performanstan bahsetmek çok da mümkün olmayacaktır. Çünkü çaldığı enstrümana olan ilgisi, onunla daha fazla vakit geçirmesini sağlayacak, onu keşfetme arzusunu perçinleyecek, kısaca dolaylı yoldan da olsa “daha iyisini nasıl yaparım?”ın cevabını aramasını sağlayacaktır.

Yazan: Bülent Küçük / TED İstanbul Koleji Müzik Bölüm Başkanı

bulentkk@yahoo.com

Ne söylemek istersiniz?