OYUN DEYİP GEÇME

OYUN DEYİP GEÇME

Oyuncak mağazasından içeri aynı kapıdan giriyoruz fakat birkaç adım sonra iki farklı dünya karşılıyor bizi: Mavilerin ve pembelerin dünyası! Gezinmeye başlıyorum. Pembeler dünyasındayken bir çocuk görüyorum, o da ne 4-5 yaşlarında bir oğlan çocuğu, elinde bir kutu, kutunun içinde evcilik oyuncakları, çok mutlu görünüyor, annesine doğru gösteriyor. Anne oyuncağa bakıyor, suratını buruşturuyor, “oğlum bak erkek oyuncakları bu tarafta” diye maviler dünyasını gösteriyor. Çocuk bir elindeki oyuncağa bir de annesinin gösterdiği yere baktıktan sonra, “Ben bu oyuncağı beğendim” diyor. Anne duymamış gibi çocuğun elindeki oyuncağı alıp rafa koyuyor ve maviler dünyasına doğru gidiyorlar. Onlar maviler dünyasına doğru giderken bir gün bütün renklerin bir araya gelip gökkuşağı olmasını, dünyaların ayrılmamasını düşledim ve birazdan okuyacağınız bu yazıyı yazdım.

Oyunların, oyuncakların cinsiyeti olur mu? Gelin birlikte bakalım.

Çevrenizde “kız oyuncağı/oğlan oyuncağı diye bir şeyden bahsediliyor, hangi oyuncağın sizin cinsiyetinize uygun olup olmadığına karar veriliyor, evcilik oynadığınızda “hanım hanımcık bir kız” olduğunuz söyleniyor, arabayla oynadığınızda “aslan oğluma büyüyünce araba alacağım” deniyor, oğlan çocuğu olarak bebekle oynamak istediğinizde cinsel yöneliminize zeval geleceğinden korkuluyor(!) , doğum gününüzde size alınan hediyeyi ve o hediye paketinin rengini cinsiyetiniz belirliyor”…

Bir çocuk olduğunuzu ve yukarıda saydığımız bu tür durumları yaşadığınızı hayal edin –eğer çocukluğunuzda benzeri durumları yaşadıysanız onları anımsamaya çalışın-.

Oyun arkadaşlarınızla ilişki kurarken, oyun oynarken neler yaşarsınız, neler hissedersiniz? Bu durumun yansımaları yetişkin bir birey olduğunuzda meslek tercihinizi, sorumluluklarınızı, ilgi alanlarınızı, tutumlarınızı, iş hayatınızı, kendi ebeveyn olma halinizi nasıl etkiler?

 “Çocuklar doğaları gereği her şeyi merak eder, deneyimlemek, keşfetmek, öğrenmek ister onlar için oyunların ve oyuncakların cinsiyeti yoktur, ta ki toplumsal cinsiyet rolleri çocukları içerisine çekmeye çalışana kadar…”

Çocuklar için oyun hem içinde bulundukları gündelik hayatın tezahürü hem de gelecekteki hayatın bir provasıdır. Çocukların çevresiyle, kendiyle ilişki kurma biçimleri, öğrenmeleri, hayal kurmaları, keşifleri, üretimleri, yaratıcılıkları, deneyim kazanmaları oyunlar aracılığıyla gerçekleşir. Çocuğun en önemli işinin oyun olduğunu düşünürsek oyun deyip geçmeyelim.  Çocuğun en önemli işi olan oyuna ve oyuncağa cinsiyet atfedilmesinin altında, toplumun kadına ve erkeğe biçtiği rolleri/sorumlulukları oluşturan, zamandan zamana, mekandan mekana, kültürden kültüre değişiklik gösterebilen “toplumsal cinsiyet” yatıyor. Tıpkı eğitim, yazılı-görsel medya, iş hayatı, siyaset, dil, tutumlar gibi ve benzeri birçok alanda kendine yer edinen toplumsal cinsiyet bu seferde oyun ve oyuncak konusunda çocukların peşine düşüyor.

Yazının başındaki hikayede olduğu gibi çocuklara “cinsiyetlerine uygun” oyuncaklar alıp “cinsiyetlerine uygun” oyunlara yönlendirirken bunu öğrendiğimiz rollere uygun, normal bir şekilde yapıyoruz; çocuğun isteklerini, ihtiyaçlarını gözetmeden, çoğu zaman dönüp sonuçlarına bakmadan “cinsiyete uygun olma halini” pekiştiriyoruz.

Peki hal böyleyken “Böyle gelmiş böyle gider” mi diyeceğiz yoksa elimizi taşın altına mı sokacağız? Tam da bu noktada içinde sihirli sözcükleri barındıran bir anekdotu paylaşmak isterim. Öğretmenlerle yaptığımız toplumsal cinsiyet atölyelerinden birinde bir katılımcı şunları paylaşmıştı;

“Ben sınıf öğretmeniyim ve şu an fark ediyorum ki 13 yıllık meslek hayatım boyunca erkek öğrencilerime futbol oynama fırsatı verirken, kız öğrencilerime bu fırsatı hiç vermemişim. Kız öğrenciler erkek öğrencilerle top oynamak istediklerinde erkekler “siz gidin kız oyunu oynayın” diye cevap verdiğinde bunu gülerek karşılardım. Şu an bir öğretmen olarak yaptıklarımı fark ediyorum, yapabileceklerim de var bunu da görüyorum…”

İşte buradaki sihirli sözcük: “Fark etmek”. Fark etmenin peşinden sihirli bir adım daha geliyor: “Yapabileceklerim var”. Toplumsal cinsiyet rollerinin gündelik hayatta nasıl tezahür ettiğini fark ettiğimizde ve bir çocuğun gelişimi üzerindeki etkilerinin neler olabileceğini gördüğümüzde yapılabilecek çok şey var. Kendi etki alanımızı, temas ettiğimiz noktaları görebilelim yeterki…

Neler yapılabilir, birkaç öneriyi burada paylaşmak isterim – ;

“Oyuna ve oyuncaklara yönelik cinsiyete dair yüklemeler yapmadan çocukların gelişimlerine uygun her türlü oyuncakla oynamasını teşvik ederek…”

“Oyuna ve oyuncaklara dair kullanılan cinsiyetçi dili dönüştürerek: Kız oyunu/oyuncağı, oğlan oyunu/oyuncağı demektense, her oyun/oyuncak tüm çocuklar içindir diyebilmek…”

“Toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren her türlü uygulamaya farkındalıkla yaklaşarak ve etki alanımız içinde bunu dönüştürmek için çaba göstererek”:

  • Örneğin; Çocuklar oyuna ve oyuncaklara yönelik cinsiyetçi bir dil kullandığında; “Böyle düşünmene sebep olan nedir?” “Sence oğlanların bebekle oynamasına engel olan şey nedir? Arkadaşına “Bu kız oyunu sen git erkeklerle oyna” dediğinde ne hissetmiş olabilir? şeklinde sorular sorup çocuklarla konuşabiliriz.
  • Örneğin; Kendi gördüğümüz olumlu örnekleri ve düşüncelerimizi paylaşarak farklı görüşlerle tanışmalarını sağlayabiliriz.” Sadece kızlar bebekle oynamaz, ben bebekle oynamayı seven oğlan çocukları tanıyorum”. “Kız olması toplarla oynamasına engel değildir, top oynamayı seven ve isteyen herkes oynayabilir”.

“Oyuncağa cinsiyete dair yüklemeler yapan oyuncak firmalarına karşı sesimizi duyurarak ve alternatif yollar önererek

Son söz olarak da; çocuğun en önemli işinin oyun olduğunu düşünürsek oyun deyip geçmeyelim ve yazının başındaki hikayeyi eşitlikçi bir temelde kurguladığımızda sonuçlarının farklı olabileceğini unutmayalım…

Gizem Gül Taşcı

 

Ne söylemek istersiniz?