SEVGİLİ GÜNLÜK*

SEVGİLİ GÜNLÜK*

Çocukluğumda günlük tutmayı çok severdim. Renkli, kokulu sayfaları olan kilitli günlüğüme büyük bir keyifle yazardım, çizerdim, çocuk dünyamda olanları anlatmaya çalışırdım işte… Sabah kalkıp elimi yüzümü yıkadığımdan tutun da yediğim yemeğe, izlediğim çizgi filme, oynadığım oyuna kadar gündelik yaşamımdaki her detayı anlatırdım. Bunun yanı sıra ilgimi çeken bilgiler, kurduğum hayaller, dilediğim dilekler de o kilitli günlüğün içinde olurdu. Günlüğüme birkaç gün yazamadığım olduğunda da tekrar kavuştuğumuzda “seni çok özledim sevgili günlük, görüşmeyeli neler oldu, bak anlatayım” diye başlar yazamadığım günleri de kayda geçirmek için fazladan yazı mesaisi yapardım.

Günlük yazısı, hayatın doğal akışı içerisinde beni etkileyen, ilgimi çeken, gelişimime fırsat veren yaşantılarımın kelimelere dökülmüş bir yansımasıydı benim için…

Okuduğunuz bu yazı da aslında yaklaşık 9 aydır yazılmayı bekleyen toplu bir günlük yazısı… 9 ayın doğal akışı içerisindeki yaşantılarımın yansıması… Geçen yıl Haziran ayında başladığım Mesleki Gelişim Uzmanı (MGU) programındaki yolculuğum bir öğrenme yoldaşı olarak MGU, bir tasarımcı olarak MGU ve bir araştırmacı olarak MGU olarak devam etti. Bu süreç içerisinde gün be gün yazamasam da sürece dair zihnimde ve kalbimde güzel deneyimler, bilgiler, duygular ve anılar biriktirdim. Bu sefer biriktirdiklerimi kilitli bir deftere yazmaktansa açık açık yazmayı, paylaşmayı istedim.

Eğitimi dert edinip, gündemine koyup, bu alanda çalışan öğrenme yoldaşlarımın desteğiyle bu süreçte neler biriktirdim peki?

“Her insan tam ve bütündür hiç kimsenin tamir edilmeye ihtiyacı yoktur” (Ericson) anlayışını benimseyen, yaptığı her işe, tanıştığı her kişiye bu sihirli tozu serpen güzel insanlarla birlikte çalışmanın insanı zenginleştirdiğini fark ettim. Yaşadığın bir sorunu paylaştığında “seni sorun etrafında dönüp dolaşmaktan kurtarıp kendi çözümünü bulabilmen için güçlü sorular sorarak seni yolda tutmaya çalışan” öğrenme yoldaşlarının olmasının ve bu dayanışmayı yaşamanın insanı gerçekten güçlendirdiğini gördüm.

Ders/atölye tasarımının incelikleri ile tanışmanın eğitimciyi işin mutfağına götürdüğünü deneyimledim. “Tasarım yapmak; sofraya oturduğumuzda önümüze gelen yemeği bir çırpıda yiyip bitirmek yerine mutfağa girip o yemeği istediğimiz hale getirecek olan bütün malzemeleri düşünmek, onları bir araya getirip lezzetli bir yemek yapmak, kokusunu içine çekmekmiş. Tasarım bu haliyle de bitmezmiş insanların yemeğin tadına bakması ve yemeği değerlendirmesi sonucu ekleme çıkarmalar yaparak o yemeği daha lezzetli getirmek demekmiş” bunu öğrendim…

Öğrenme ekosistemi içerisinde gözümüze çarpan, mesele olarak gördüğümüz, geliştirilmesi gereken noktalara bilimsel bir şekilde yaklaşarak çözüm üretilebileceğini gördüm. Nasıl mı? Eğitimci olarak araştırılan konumundan çıkıp araştırmacı gömleğimizi giyerek tabiki de: Karşılaştığımız meselenin büyük ya da küçük olmasının hiç önemi olmadan, kendi etki alanımız içerisinde eylem odaklı araştırmalar yaparak, çözüm bularak, bu çözümleri uygulayarak ve bu uygulama deneyimlerini paylaşarak… Eylem odaklı bu paylaşımlarla öğrenme ekosistemdeki meselelerin azalabileceği yönündeki umudumun arttığını hissettim.

Sevgili günlük; tasarımcı, araştırmacı bir öğrenme yoldaşı olarak üretmeye devam ettiğim bu süreçte yaşadıklarımı seninle de paylaşmak istedim. Çocukluğumda olduğu gibi bir dilekle bitireyim bu yazıyı da; “öğrenme yoldaşlarıyla birlikte ürettiğimiz, paylaştığımız, dayanıştığımız günlerimiz çok olsun.”

*Çocukluğunda günlüğüne “sevgili günlük” diye başlayan herkes için


Yazan: Gizem Gül Taşçı

Ne söylemek istersiniz?