Sınıfın Penceresinden İçeri Bakmak

Sınıfın Penceresinden İçeri Bakmak

Mesleki Gelişim Uzmanlığı Sertifika Programı’nın 2. modül eğitimini 12-14 Haziran tarihlerinde TED Bodrum Koleji’nin mükemmel ev sahipliğinde her açıdan donanımlı, paylaşımcı, ilgili ve  motivasyonu yüksek bir grupla gerçekleştirdik.

İkinci modülde ikili gruplar olarak güçlü sorumuz şuydu: “Bu, bir öğrenme odaklı sınıftır.” diyebilmemiz için sınıfın penceresinden içeri baktığımızda ne görmemiz gerekir?  Başka bir deyişle “Neyi görmeliyiz ki bu bir öğrenme odaklı sınıftır diyebilelim?”

Her şeyden önce öğrenme odaklı sınıf, gerçekten duvarları olmayan, hatta kapı ve penceresi olmayan bir sınıf. Sınırları varmış gibi görünen ama öğrencilere büyük pencereler, büyük kapılar açan bir sınıftan bahsediyorum.

Öğrenme odaklı sınıfın öğrenme yolculuğu, öncelikle öğretmenin beyninde başlıyor, çünkü öğretmen doğru soruları sorduğunda cevapların müthiş bir kendiliğindenlikle akmaya başladığının farkında ve kilit soruları birer birer sormaya başlıyor:

  • Öğrencilerimin ne öğrenmesini istiyorum?
  • Nasıl öğrenmelerini istiyorum?
  • Öğrenmelerine ne engel olabilir?
  • Öğrenme sürecinin bozulmasını engellemek için bana ne yardım edebilir?
  • Öğrendiklerini nasıl anlayacağım?
  • Dersin kaçıncı dakikasında, neyi görürsem öğrenmiş olduklarını anlayacağım?
  • İşlediğim derste farklılaştırılmış öğretim için herhangi bir fırsat var mı? Eğer varsa bu fırsatı nasıl kullanabilirim?
  • Bu planı gelecekte tekrar uygulasam neyi /neleri farklı yaparım?

Bu planlama sürecini tam anlamıyla gerçekleştirmiş olmak, öğretmene büyük bir kolaylık sağlıyor. İşler sınıfta planladığı gibi gitmediği takdirde bile ders tasarımı üzerine düşünmüş olmak, beynin birçok alternatif arasından seçim yapmasını sağladığı için öğretmenin daha esnek olmasını ve yeni alternatifleri hemen ortaya koyabilmesine izin veriyor.

Öğretmen planlamasını yaptı, materyallerini hazırladı ve sınıfa doğru yola çıktı. Öğretmenimizi nasıl bir sınıf bekliyor?

Önce sınıfımızın içini anlatalım: Sınıfta sıralar grup çalışması yapılabilecek şekilde düzenlenmiş. Ortada öğretmen ve öğrencilerin rahatça yerde çember olarak oturabilecekleri, sohbet edebilecekleri ve günün değerlendirmesini yapabilecekleri bir halı var.

Sınıfın diğer köşeleri bilim, matematik ve fen olarak ayrılmış. Grup çalışmasını ya da bireysel çalışmasını bitiren öğrenciler, diğer arkadaşlarını rahatsız etmeden bu köşelere giderek oradan bir süreli yayın seçip okuyabiliyor ya da tangram yapabiliyor. Yine diğer bir köşede internetten araştırma yapabilmek için kullanılan sınıf bilgisayarı var.

Duvarlar öğrenme çıktılarıyla ve öğrenci ürünleriyle dolu. Bu ürünler sık sık güncelleniyor. Öğrencilerin ödevlerinin üzerinde arkadaşlarının geribildirimleri içeren post it’ler… Grup olarak çizdikleri kavram haritaları…

Sınıf kuralları ve yaptırımları sene başında çok net bir şekilde öğrenciler ve öğretmenin ortak kararıyla belirlenmiş ve sınıfın görünür bir yerine asılmış. Öğrencilerin ödevlerini koyabilecekleri kutu, değerlendirilmiş ödevlerini alabilecekleri kutu, tuvalete gitmek için kullanacakları kartlar, kendi kendilerine yoklama yapabilecekleri ve sınıfta kimin olmadığını bir bakışta anlayabileceğiniz mıknatıslı pano gibi sınıf yönetimini kolaylaştıracak rutinler var.

Tahtanın önünde öğrencilerin zaman zaman sahne olarak kullanabilecekleri tahtadan bir platform ve platformun üzerine öğrencilerin topluluk önünde konuşma yapabilmelerini ve özgüvenlerini geliştirmelerini sağlayan bir kürsü yerleştirilmiş.

Aydınlık ve bol oksijen alan bir sınıf. Öğretmen, öğrencilerin beyninin yeterince oksijenlenebilmesi için derste su içmelerini destekliyor. Teneffüslerde sınıf mutlaka havalandırılıyor.

Öğretmen, duygularla bilişin birbirinden ayrılmadığını bildiği ve öğrencilerin örüntüleme yapmalarına fırsat vermek için mizahı en güçlü silah olarak kullanıyor. Birbirini takdir etmek ve eğlenmek sınıfın olmazsa olmazlarından. Öğretmen işlediği dersten öncelikle kendisinin keyif alıp almadığını sorgulayan bir farkındalığa sahip. Bu nedenle oyunsu süreçleri ve tatlı bir rekabeti dersin içine ustalıkla yerleştiriyor.

Öğrenciler ne yapıyorlar?

Öğrenciler, tüm sınıf arkadaşlarıyla değişik gruplarda değişik zamanlarda bir arada çalışmaya alışkınlar.

Akıllarına takılan bir şeyi öğretmenlerine ya da birbirlerine sormaktan çekinmiyorlar; çünkü bu sınıfta öğretmen duygusal güvenliği tam olarak sağlamış ve kimsenin kimseyle dalga geçmesine izin verilmiyor.

Farklılıklarının onları zenginleştirdiğinin farkındalar. Öğretmen bu farklılıklardan beslenen ortamlar yaratma ve öğrencilerin her birinin güçlü yönlerini ortaya çıkarma konusunda son derece başarılı.

Öğrenciler,  öğretmenlerinden ileri besleyen geribildirimler alıyorlar. Kendi sınırlarını zorlamayı ve başarmaktan duydukları haz ile kendilerine yeni hedefler yaratmayı çok iyi biliyorlar. Önemli olan, kendi sınırlarını aşmaları.

Öğrenciler, meraklı ve ilgililer. Öğretmen, öğrencilerin anlam arayışlarına yardımcı oluyor. Onların sordukları tüm soruları önemsiyor, onları çok iyi dinliyor; ama cevabı hemen vermiyor. Cevabı birlikte bulmaları için onları teşvik ediyor. Öğretmen tıpkı bir orkestra şefi gibi sınıf tartışmalarını ustaca yönetiyor.

Öğrenciler sınıfta sıklıkla birbirlerinin öğrenmelerine yardımcı oluyorlar ve buldukları stratejileri birbirleriyle paylaşıyorlar. Akran etkileşimi ön planda. Öğretmen akran etkileşimini başlatacak doğru sorularla sınıfı yönlendiriyor.

Öğretmen mümkün olduğu kadar az konuşuyor, çokça dinliyor. Sınıftaki tüm öğrencilere eşit bir mesafede durmaya özen gösteriyor, derste mecazi anlamda öğrencilerin hepsini görmeye ve dokunmaya özen gösteriyor. Derste fırsat bulamadığı öğrencilerle teneffüslerde etkileşim yaratmaya çalışıyor.

Öğretmen sınıfta zamanı çok iyi yönetiyor ve dersini mutlaka bir kapanış cümlesiyle sonlandırıyor.

Ben, öğrenme odaklı bir sınıfın penceresinden baktığımda bunları görüyorum. Peki ya sizler?

Aysun Yağcı

Yazar

Aysun Yağcı
Ayhan Aydın, “Eğitim Hikayedir” adlı kitabında eğitimi en çok benimsediğim haliyle şöyle tarif eder: "Eğitim, her şeyden önce empatik, farkındalık, duyarlık, sevecenlik, nezaket, hoş görü, anlayış ve sevgi gibi duygusal dönüşümleri kazandırma amacına dönük örüntülerden oluşmalıdır. Bu bağlamda hikaye insanların içinde yaşadıkları hayata ve kendilerine bakabilecekleri bir aynadır. Gerçekte hikayenin insanoğlunun bütün bilgeliğini, örtülü ya da açık hastalıklarını yansıtan gizemli bir gücü vardır. Bu nedenle eğitim, bir bakıma hikaye anlatma ve anlama sanatıdır." İşte bu yüzden eğitimle ilgili tüm yazılarım bir hikayeyle başlar.

3 comments

Ne söylemek istersiniz?