Yanlış Anlaşılmış Bir Kavram: Özgüven

Yanlış Anlaşılmış Bir Kavram: Özgüven

Uzun zaman önce, kızımı Orff eğitimi alması için özel bir merkeze götürdüm ama doğrusu, Orff’un ne olduğu hakkında çok da bilgim yoktu. Tavsiye üzerine gitmiştim. Ders veren hocaya, ‘Hocam Orff nedir?’ diye sordum, o da bana ‘Özgüveni geliştiren bir yöntemdir.’ diye cevap verdi :/

Orff’un ne olduğu hakkında hala bir fikrim yok, internette ne okuduysam odur. Kızım devam etmediği için özgüveni geliştirip geliştirmediğini de bilmiyorum. Ancak kızlarımı götürdüğüm diğer etkinliklerde de fark ettim ki, Orff Hocası yalnız değilmiş. İçerik bir kenara, neredeyse her etkinliğin olmazsa olmazı ‘özgüven’miş: ‘Voleybol: Özgüven’ , ‘Bale: Özgüven’ , ‘Yaratıcı Drama: C’moon, tabii ki özgüven’…

Günlük konuşma dilinde ‘empati’, ‘kaliteli zaman’ gibi sıklıkla kullanılan, psikoloji literatüründen ödünç bazı kavramlar var. Bu kavramlar öyle yerlerde, o kadar çok kullanılıyorlar ki bir süre sonra içleri boşalıyor, anlamlarını kaybetmeye başlıyorlar. Empati diye fotokopici var mesela. Empati nedir?  Empati, kopyanın kendini orijinalin yerine koymasıdır 😉

Özgüven de bu kavramlardan bir tanesi; kişinin herhangi bir konuda yeteneğine, yapabilirliğine olan inancını ifade ediyor. Bu tenis oynamak da olabilir, sahnede rol yapmak da… Ancak günlük yaşamdaki kullanımında, özgüvene başka anlamlar da atfediliyor. Özellikle ‘kendini değerli, kıymetli hissetmek’ diye açıklanabilecek ‘benlik saygısı’yla karıştırılıyor.

Önce şunu söylemek lazım; güçlü bir ’özgüven’ e sahip olmak, ‘benlik saygısı’ nın da yüksek olacağı anlamına gelmiyor. Bir cerrahın ameliyathanede harikalar yaratıyor olması, içindeki değersizlik duygusundan kurtulmasına yetmeyebilir. Keza sahnede devleşen bir yıldız, kuliste beğenilirliğini sorgulayabilir. Bu değersizlik duygusuyla baş edebilmek için insanlar bazen havalı unvanların, lüks arabaların, güzel kadınlarla/yakışıklı adamlarla beraberliklerin arkasına saklanabilirler. Anlayacağınız, özgüvenle benlik saygısı her zaman yan yana olmayabilir.

Peki, ne yapalım? Çocuklarımızın özgüvenli olması istendik bir durum değil midir? Tabii ki, istendik bir durumdur. Benlik saygısının yüksek olması kötü bir şey midir? Tabii ki, iyi bir şeydir. Bunlar olmazsa akademik başarı da, yaşam doyumu da olmaz; romantik ilişkiler aksar. Ancak, bunların nasıl kazandırılacağıyla ilgili olarak yeniden düşünmemiz lazım gibi, zira kafamız karışık görünüyor. Bunu çok da anlaşılır buluyorum çünkü daha dün, babalarının ‘sen kaçıncı sınıftaydın?’ diye sorduğu, annelerinin terlikle kovaladığı çocuklar, bugün kaliteli zamanla özgüvenin, benlik saygısıyla özyeterliğin karmaşasında anababalık yapmaya çalışıyorlar. Bir, iki kuşak için çok yoğun, çok derin bir değişim süreci bu… Ben kırk iki yaşındayım; akranlarımdan anababa/öğretmen tokadı yememiş çok az insan vardır diye tahmin ediyorum. Şimdi, böyle bir şeyi konuşmak bile tuhaf. İyi ki de böyle tabii ama her hızlı değişim sürecinde olduğu gibi bunda da aksamalar, zorlanmalar görüyorum. Bu durum, bana aşağıda anlatacağım hikâyeyi hatırlatıyor:

1969’da yazılan bir kitap, ABD kamuoyunun gündemine bomba gibi düşüyor. Amerikalılar bu kitaptan sonra, kendini değerli hissederek büyümenin, başarının anahtarı olduğuna inanmaya başlıyorlar. Bu öyle şiddetle savunulur bir hale geliyor ki, kitabın yazarı bile ‘yanlış anlaşıldım’ diye açıklama yapma ihtiyacı duyuyor. Amerikalılardan elli sene sonra biz de özgüvenle, benlik saygısıyla ilgili olarak benzer bir döngüye girdik sanki: Çocuklarımız başarısızlıkla, hayal kırıklığıyla karşılaşmasın diye büyük çaba harcıyoruz. Onların yerine daha çok biz mücadele ediyoruz. Çocuk neyi ne kadar yapabileceğini, yeterliğinin sınırlarını, sebat etmeyi öğrenemiyor. Bu, çocuklara büyük haksızlık. Böyle yaparak hem büyümelerine hem de direnç kazanmalarına engel oluyoruz. Baş etme becerilerini ellerinden alıyoruz, dayanıksızlığı öğretiyoruz. Özgüven, doğumla birlikte getirdiğimiz bir özellik değildir. Zorlanarak, risk alarak, cesaret ederek, üstesinden gelerek kazanılır. Bunu böyle yapmak, onları yalnız bırakmak değil denemeleri için alan yaratmak demektir. Unutmayın, gelişim zorlanmayla, çabayla olur.

Benzer bir savrulma benlik saygısı için de geçerli. Çocuk kendini özel, kıymetli hissetsin diye harcadığımız çaba öyle bir noktaya geldi ki okulda, parkta, alışveriş merkezlerinde dünyanın merkezinin kendi göbek deliği olduğuna samimiyetle inanan çocuklar görüyoruz. Servisteki hostese kaba davranan, okuldaki kat görevlisinin adını bilmeyen, kolay gelsin bile demeyen, ihtiyaçlarının engellenmesine katlanamayan, yumurta kırıp kendi karnını doyuramayan, alacağı hizmetin en doğal hak olduğunu düşünüp emeğe kıymet vermeyen, öğretmenin sınırlarını sonuna kadar zorlayan ama ilk güçlük anında da dağılıp, diğerini suçlayan çocuklar bunlar. ‘İstersen yaparsın, kendine inan yeter’ diye büyütülmüş, sürekli mutlu olması gerektiğine samimiyetle inanmış, kolay bir yaşamı benimsemiş, etrafında akıp giden hayata katkı veremeyen çocuklar.

Elbette su akıp yolunu bulacaktır ama bunu beklemeden yapabileceklerimiz var: Çocuklarımızın denemekten vazgeçmemeyi, hata yapmaktan korkmamayı öğrenmeleri şart. Bunun için de zorlanıp, üstesinden gelmenin hazzını tatmaya ihtiyaçları var. Becerilerini, başarılarını, sınırlarını, olumlu/olumsuz kişisel özelliklerini gerçekçi bir biçimde değerlendirmeye ihtiyaç duyuyorlar. Hepimizin çocuğu çok kıymetli, çok özel; koşulsuz olarak sevilip, kabul edilmeyi sonuna kadar hak ediyorlar ama aynı zamanda bir bütünün parçası olduklarını, benzerleriyle ortak bir hayatı paylaştıklarını unutmamaları gerekiyor. Dünya onların etrafında dönmüyor; becerileri, güçlü yanları, çok iyi yaptıkları kadar hepimiz gibi sınırlılıkları, zaafları, zayıflıkları da var. Kimse bundan muaf değil, bizi insan yapan da bu zaten. Bunları görüp, kendilerine hakkaniyetli davranarak, düştükten sonra tekrar ayağa kalkmayı bilerek mücadele ederlerse özgüvenli ve kendilerini seven çocuklar olacaklardır. Ki bunu da sonuna kadar hak ettiklerinden hiç şüphem yok.


Serdar Çankaya/Psikolojik Danışman

Kaynak: http://www.birailemeselesi.com/2017/12/07/yanlis-anlasilmis-bir-kavram/

 

Ne söylemek istersiniz?